2017/08/18

Şifalı Koruk Suyu İle Serinlemek

Bu yaz çay bahçelerinde ve kafelerde garsonların taşımaya yetişemediği haki renkli içeceğin ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Detoks içeceklerine benziyordu.
Merakımı sipariş verme yoluyla giderebilecektim ancak.
İnsanın içmek istediği şeyin adını bilmemesi ne komikti.

''Şu yeşil, pardon haki(!) renkli içecekten istiyoruz.''
''Koruk suyu mu?'' diye gülümseyince garson, ne çok şaşırdım. Üzümün olgunlaşmamış haline koruk dendiğini biliyordum.
Çok ekşi olduğunu, bazı yemek ve salatalarda limon yerine kullanıldığını da. Ama koruktan yapılmış meyve suyu olduğunu ilk kez duyuyordum. Bu satırları okuyan pek çok kişi tıpkı benim gibi ilk kez öğrenecek ve şaşıracak muhtemelen.

Küçük bir araştırma yapacak olursanız koruk suyunun bir zamanlar Ege ve Marmara bölgesinde serinlemek için tercih edildiğini, bu coğrafyalarda yaşayan ninelerimizin eskiden hep koruk suyu yaptığını ve sevilerek içildiğini öğreneceksiniz.

Çocukluğum hatırı sayılır oranda üzüm bağları olan İç Anadolu'da geçmişti; ama koruk suyu çıkarmak bizim ninelerimizin neden hiç akıllarına gelmemiş ya da duymamışlardı ki? Sebep bölgeler arası iletişim ve etkileşim zayıflığı mıydı?

2017/08/13

Oregon Üzümü Reçeli (Oregon Grape Jam)

Geçen yıl, hayatımda ilk kez görmüştüm bu bitkiyi. Biraz bilgilenmek istediğimde gelişme aşamaları ve halk hekimliğinde çok yaygın oluşu epey şaşıtmıştı beni.

İngilizce kaynaklardan reçelinin yapıldığını da öğrenmiştim bu arada. Türkçe kaynaklarda konuyla ilgili tek bir yayın halen yok ne yazık...

Bizim ülkemizde de elbette ki mahoniayı iyi tanıyan ve kullananlar vardır. Ancak büyük bir çoğunluğun zehirli diye yanına yaklaşmak istemediği bir gerçek. Evet, oregon üzümü (mahonia) yenilebilen bir bitki. Reçeli ya da jölesi yapılabiliyor ve de bir hayli güzel oluyor.

Sarıboya çalısı adıyla da bilinen bitki, dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Kuzey Amerika'da popüler bir peyzaj bitkisi. Bilimsel adı mahonia aquifolium. Gölge alan, kuytu, verimli ve nemli topraklarda kendiliğinden yetişiyor.

2017/08/09

Boğazdan Geçen Gemiler

Gemiler geçiyor allı yeşilli, gemiler geçiyor Amerika'dan, Kanada'dan, Panama'dan, Rusya'dan...
Evet gemiler geçiyor, deniz taşımacılığı yapan tüm ülkelerden, kıtalardan. Onlar, devasa birer platform halinde dünyanın en uzak noktalarından açık denizler, okyanuslar aşarak geliyor ve boğazlarımızdan geçiyorlar. Karasularımızda oldukları süreç içinde Türk Bayrağı asmak zorundalar.

Pek çoğu 200 grosstona varan yükler taşıyan, uzunluğu çoğu zaman 400 metreye yakın petrol tankerleri, kuru yük gemileri, konteyner, yolcu ve hatta savaş gemileri...
Greenpeace ve daha niceleri...

Bu durum Türk Boğazlarından (Çanakkale ve İstanbul) geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenliğini düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi gereğince gerçekleşiyor.
Ve sözleşmedeki Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi, Madde 1 şöyle diyor: Barış zamanında, gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun, hiçbir işlem (formalite) -sağlık denetimi hariç- olmaksızın Boğazlar'dan geçiş ve gidiş-geliş (ulaşım) tam özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Yer, günde ortalama 140 gemiye geçit veren Çanakkale Boğazı. Kilitbahir Kalesi açıkları...
İçleri tıka basa yüklü 1000'den fazla konteyner taşıyan gemilerin düz yolda ilerliyormuşcasına akıcı ve sorunsuz geçen yolculuklarını ''suyun kaldırma gücü'' ile açıklarken zorlanıyor insan. Boğazın en dar yerine rastlayan bu mevkide, taşıdıkları onca yüke rağmen süzülerek geçen ve insanda hayret uyandıran söz konusu bu platformları yakın plandan izleme olanağı var. Kilitbahir Kalesi'nin tam karşısında yer alan Çanakkale Deniz Müzesi, bu amaçla oluşturduğu seyir terasıyla son birkaç yıldır belirli saatlerde ziyaretçilerine hizmet veriyor.

2017/07/20

Ada Gelincik - Ada Cafe

Bozcaada'da, Çınaraltı Meydanı'na gelindiğinde hemen görünen, keyifle oturup soluklanabileceğiniz küçük, şirin, kaliteli bir mekân burası. Adanın sembolü adeta.
Girişte, İEL amblemli geleneksel varilleriyle dikkat çekiyor. İçeride ise gelinciklerle bezeli her yan.

Önce gözleriniz buluşuyor gelinciklerle. Duvarlardaki tablolar, raflardaki bardaklar, kavanozlar, tabaklar... Baktığınız her noktada gelincik var. Gelinciğin her hali. Gelincikten yapılma el emeği çeşit çeşit ürün var. Büyük cam sürahilerde gelincik şerbetleri, gelincikli lokum, gelincik reçeli, gelincikli kurabiye, gelincik soslu muhallebi. Gelincikli sabun...

Kendisi küçük ama Bozcaada'nın tanıtımı ve gelişmesine büyük katkılarda bulunmuş bir işletme burası. Adayı ziyaret edenlerin bir elin parmak sayısını geçmediği yıllarda, tam 23 yıl önce ''turizme yönelik ilk kafe'' olarak hizmet vermeye başlamış. İşletmenin kurucuları adanın gelişmesi için ellerinden ne geliyorsa yapmış, başta yeme içme olmak üzere her türlü ihtiyaca cevap vermişler. Yerine göre turizm enformasyon bürosu olup ziyaretçilerin tüm sorularını yanıtlamış, hatta bisiklet kiralamak isteyenlere bisiklet temin etmişler. Gelincik misyonu nasıl mı başlamış? Üretim ve pazarlama gibi bir niyetleri hiç mi hiç akıllarında yokken!

2017/07/17

Çanakkale Boğaz Komutanlığı Bandosu

Aşiyan
Bando Şefi: Bnd.Kd.Ütğm.Mehmet ALTUĞ, Solist: Ezgiler TÜRKOĞLU

10. Yıl Marşı
03-07 Temmuz 2017 Çanakkale Korolar Festivali (Canakkale Choral Festival)
Milli duyguların tavan yaptığı, coşku dolu anlar...

2017/06/23

Ramazan Pidesi Neden Sadece Ramazan Ayında Çıkar?

''Dünyada en çok ekmek tüketen ülke'' olarak isim yapmamız boşuna değil. Biz Türkler ekmeksiz sofraya oturamıyoruz. Bu yüzden ekmek konusunda da tarihi yüzyıllar öncesine dayanan esaslı bir kültürümüz var.
Göçebe olarak yaşadıkları dönemlerde atalarımızın sofralarında lavaş, yufka, şepit, bazlama, gözleme, sinçü, biskeç ve pide benzeri ekmek türleri varmış. Anadolu'ya gelip yerleşik kültüre geçtiklerinde ise farklı türlerde ekmek üretmeye başlamışlar. Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde francala ekmekten bahsetmiş mesela. En iyi francalanın Galata ve Tophane fırınlarında yapıldığını yazmış. Sarayın ekmek ve pideleri ise Topkapı Sarayı'nın has fırın adlı bölümünde pişiyormuş.
İsmi bir tür ekmek olan faduladan gelen ve pek çok çeşidi olan pide kültürüne geçiş 15 ve 16. yüzyılda başlamış. Türk ve Ortadoğu mutfağında yaygın. Bizdeki geleneksel pideye en çok benzeyen Araplara ve Hindulara özgü pita adlı ince, küçük pideler. Bir de Ermenistan'da yaygın olan ve sözcük olarak ''elle çekilen'' anlamına gelen matnakaş var. Susam kullanılmayışı dışında neredeyse bizdeki pidenin aynısı. Kimin kimden kopya çektiği belli aslında.

Bir toplumun birlik ve beraberliğinin temel direği manevi değerlere ait sembollerin yaşatılıp gelecek nesillere aktarılmasının önemi büyüktür.
Ramazan pidesinin adı üzerinde; Ramazana özel, Ramazanın vazgeçilmezi demek. Manevi duyguların tavan yaptığı iftar saatlerinde yayılan buram buram mis kokular demek. Fırınların önlerinde uzayan kuyruklarda geçmişe yolculuk, çocukluğunu aramak demek kimi zaman. En çok da Ramazanla gelen, Ramazanla sona eren demek. Oruç tutsun ya da tutmasın Ramazan ayını sırf pide yiyebilmek için dört gözle bekleyenler var, bilirsiniz. Bu kadar sevilen ve rağbet gören bir şey neden fırınlarda sadece Ramazan ayında çıkar, onun dışında her zaman bulunmaz, hiç düşündünüz mü?