2017/09/18

Bozcaada'nın Mavi Gözlü Kargaları

Bozcaada'ya gidenler adanın sembollerinden birinin karga olduğunu, ada halkının bu zeki hayvanlarla iç içe yaşadığını iyi bilirler. Özellikle, adanın merkezinde bulunan ve klima etkisi yapan büyük çay bahçesinde serinlemek üzere bir çay molası vermişseniz ya da karnınız acıkıp da işletmelerin dar sokaklara sıraladığı masalardan birine oturmuşsanız...

Çok fazla geçmeden adanın sempatik kargalarından biri masanıza ışınlanıp size bir ''Hoşgeldin'' ziyaretinde bulunacaktır. Bu ziyareti elzem kılan masadaki leziz yemekler olabildiği gibi, çayın yanında deneyimlediğiniz Çiçek Pastanesi'nden alınma kurabiyenizin ya da patates kızartmasının favorisi olduğunu ve bu yüzden çay bahçelerini tercih ettiğini bilin.😉

Bozcaada nın mavi gözlü kargası. Nam-ı diğer; Tenedoslu Corvus ...
Asla ürkmeden size eşlik eden, boncuk gözleriyle ultra sevimli ve de cesur bir kara şövalye. Evet, ada kargalarının genel davranış tarzı aynen böyle.
Mavi gözlü kargaları ilk gördüğümde hayli şaşırmıştım. Fotoğrafını çekebilme isteğiyle dolup taştım haliyle. Ancak, her ne kadar insana yakın tür olsa da kıpır kıpır bir hayvan. Durduğu yerde durmuyor. Poz verecek hali yok elbette.

Azmin elinden bir şey kurtulmazmış hani. Epeyce çabaladım; ama başardım.
Şunun güzelliğine bakar mısınız? Sıra dışılığına...

2017/09/13

"Bloguma" mı "Bloğuma" mı?

Merhabalar. Bu yazıyı "blog" sözcüğünün kullanımı ile ilgili son dönem artış gösteren sorular üzerine, görüşlerimi merak eden, açıklama rica eden ya da yanlış kullandığımı iddia eden okurlar için, tek tek yanıt vermek yerine topluca bir açıklama olması adına, başka bir deyişle; "gerektiği" için yazıyorum.

Evet arkadaşlar, on yıla yakın bir süredir blog yazıyorum ve "blog" sözcüğüne ünlü ile başlayan bir ek getireceğim zaman sözcüğün son ünsüzü olan g'yi yumuşatmadan, yani yumuşak g'ye dönüştürmeden yazıyorum. Blogumdaki hiçbir yazı ya da yorumda aksine rastlayamazsınız. "Bloğumda" değil "Blogumda" diye başlıyorum cümleye. "Bloguma, blogunu, blogunuzu..." diye yazıyorum. Asla yumuşak g kullanmadan. Neden mi? Çünkü "blog" sözcüğü hiçbir değişime uğramadan, tek harfi değişmeden, olduğu gibi dilimize girmiş tamamiyle yabancı bir sözcüktür. Yabancı bir sözcüğün özünü bozarak kullanmak yanlıştır. Benim gerekçem budur.

Bu haliyle pek yeterli gelmemiş olabilir. Öyleyse biraz daha açalım:
Hali hazırda sözlüklere ve yazım kılavuzlarına girmemiş olan "blog" sözcüğünün doğru yazımıyla ilgili kafa karıştıran bu durum için 2013 yılında TDK'ya bir başvuru yapılmış ve kurumun başkanı Prof. Dr. Mustafa Koçalin'den şöyle bir yanıt alınmış: "Psikolog, monolog, vb. sözlere ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde sözün son ünsüzü genellikle yumuşamaktadır. Bu durum blog sözü için de geçerlidir."

Oysa sözü edilen kelimelerin her biri dilimize bir miktar değişime uğradıktan sonra, yani Türkçeye biraz daha uygun hale getirildikten sonra girdiler. Sanırım sayın başkan açıklamayı yaparken bu durumu göz önüne almayı unutmuş. Özünde bu sözcüklerin hiçbirinin g ile bitmediğini İngilizce karşılıklarıyla buyursun bilmeyenler de görsün:

2017/08/31

İskeledeki Anıt Ağaç

Ali Baştopçu, Girit mübadili bir bahçıvandır...
Mübadeleden önce Girit Suda'da liman bahçesinde çalışmakta ve manolya ağaçları yetiştirmektedir. Mübadele başlayıp da 1923 yılında Ayvalık'a gelirken yanında hayatının bir parçası olan çok sevdiği manolya fidelerinden getirmeyi unutmaz. Onları Ayvalık'a diker.

Yıl 1933. Aradan 10 yıl geçmiş, Ali Baştopçu'nun kızı Fatma büyüyüp serpilmiş, gelinlik çağına gelmiştir.
Fatma Baştopçu, Ayvalık'tan Çanakkale'ye gelin gidecektir. Babası Ali Baştopçu damada çeyiz olarak üç adet manolya fidesi ve 1 adet Türk Bayrağı teslim ederken, fideleri Çanakkale'de o dönemin kendisi gibi Girit kökenli Belediye bahçıvanı İbrahim Çapkan'a diktirtmesini sıkı sıkı tembih eder.

Böylece mis kokulu, kocaman, karbeyaz çiçekler açacak olan manolya fideleri Fatma'yla birlikte Ayvalık'tan Çanakkale'ye doğru yola çıkar...

Damat fidanları Belediye bahçıvanına teslim ederken heyecanlıdır. Bahçıvan İbrahim Çapkan bu fidanlardan birini damadın evinin bulunduğu Fevzipaşa Mahallesi Büyük Camii Sokak'a, diğerini Cumhuriyet İlkokulu önünde bulunan kendi evinin bahçesine ve üçüncüsünü de eski Belediye binasının bahçesine diktirtir.

Bu üç fidandan yalnızca Belediye Binası bahçesine dikilen manolya tutar ve büyür.
Tarihe meydan okuyan ve hikâyesi hemen yanı başındaki tabelâdan okunabilen 84 yaşındaki bu görkemli manolya ağacı, mis kokular saçarak Çanakkale'ye gelen yüzlerce ziyaretçiyi gölgesinde konuk ediyor.

Bulunduğu yer eskiden Belediye Hizmet Binası'nın önü olan, günümüzde İskele Meydanı'nda bulunan ağaç, Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 27.11.2004 tarih ve 440 sayılı kararıyla ''anıt ağaç'' olarak tescillenmiş. Yukarıdaki bilgiler ise; ağacın geçmişiyle ilgili sözlü kaynakları değerlendirmek üzere 23. 01.2010 tarihinde Ali Baştopçu'nun, kızı Fatma'dan olma torunu Zafer Tosun ile yapılan görüşmede anlatılanlar doğrultusunda derlenmiş.

2017/08/21

Bozcaada Evleri ve Sokakları

Adı bir zamanlar "Tenedos" olan Bozcaada 40 km2 yüzölçümü ve kış aylarında 1500 olan nüfusu ile bir küçük ada. Anakaraya uzaklığı 6 km. Adından tarihte ilk kez Troya Savaşı'nda bahsedilmiş. Denizciler için her daim güvenli bir liman ve sığınak olmuş adanın Aulis limanı üs olarak kullanılmış. Bu nedenle ünlü tarihçi Heredot yazılarında Bozcaada'dan sık sık bahsetmiş. Hatta "İnsanların daha uzun yaşamaları için yaratılmış ada" şeklinde bir betimleme yaparak ondan övgüyle söz etmiş.

Eğer siz de uçsuz bucaksız bağların arasından, olağanüstü kekik ve lavanta çiçeği kokuları eşliğinde, pırıl pırıl bir denize, kuytu sahillere açılan otantik ve sıra dışı bir tatil yapmak istiyorsanız, kesinlikle doğru tercih.

Sakinliği ile ün yapan ve iki farklı kültür barındıran ada sizi tiryakisi yapacak. Yaşadığınız kente döndüğünüzde adaptasyon sorunu yaşamanız bile mümkün. İlk kez kimler tarafından yapıldığı bilinmeyen ve pek çok uygarlık tarafından kullanılıp en son 1800'lerde Osmanlılar tarafından inşa edilen kalesi, yapımı Venediklilere dayanan Meryem Ana Kilisesi, pencereleri ve kapı önleri rengarenk çiçeklerle ve asmalarla bezeli, beyaza boyalı Rum evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, pansiyonları, çay bahçeleri, meyhaneleri, organik ürün ve reçelleri ile temmuz başlarında Bozcaada'dan yansıyanlar...

2017/08/20

Kurban Bayramında Alınabilecek En Güzel Hediye

Kurban Bayramı’nda sevdiklerinizi ziyaret ederken, yıllar boyunca kullanabilecekleri pratik bir hediye de vermeye ne dersiniz? Yalnız uyarayım; bu hediye o kadar güzel ve kullanışlı ki, kendinize saklamak isteyebilirsiniz! Derin dondurucular son derece faydalı cihazlar ve özellikle Kurban Bayramı gibi dönemlerde büyük bir sorunu çözüyorlar: Uzun süreli gıda depolama. Geçen bayram bir derin dondurucu kullanmanın ne denli önemli olduğunu anladım, zira etlerimin çoğunu (bozulmasınlar diye) hemen tüketmek, tüketemediklerimi de dağıtmak zorunda kaldım. Buzdolapları uzun süreli gıda depolamak için uygun bir çözüm değil, en fazla bir hafta içinde et tüm tazeliğini yitiriyor, hatta bozulmaya başlıyor.

Derin dondurucular ile böyle tanıştım ve uzun bir araştırmadan sonra, tercihimi yatay derin dondurucu modellerinden yana kullandım. Yatay olmaları kapaklarının üst kısımda olması anlamına geliyor. Bu tasarım son derece kullanışlı ve pratik: Muazzam bir kullanım rahatlığı ve depolama alanı yaratıyor. Marka konusunda seçim yaparken hiç tereddüt etmedim ve Uğur Soğutma markasını seçtim. Türkiye’nin ilk ve en büyük derin dondurucu üreticisi olan Uğur Soğutma, 63 yıldan bu yana piyasadaki en kaliteli ve en sağlam derin dondurucuları üretiyor. Renk konusunda beyaz ile sınırlı olduğumu düşünüyordum ancak şaşırtıcı bir şekilde çok sayıda renk seçeneğim olduğunu fark ettim. UED 210 A++ isimli model, birden fazla renk seçeneği içeriyor ve ben en çok mor ile gümüş renklerini beğendim. Açıkçası halen karar vermiş değilim ama mor rengi seçecek gibiyim – çok şık duruyor!

 

Tek özelliği şık durması değil elbette, 190 litre iç hacmi var ve emin olun sadece sizin değil, tüm akrabalarınızın gıdalarını depolamak için fazlasıyla yetiyor! UED 210 A++ enerji sınıfına giren bir model, yani hemen hiç enerji harcamıyor ve elektrik faturasının artmasına neden olmuyor. Dolap içi LED aydınlatma sistemi ve elektrik kesilse bile 48 saat boyunca gıdaları korumaya devam etmesi, sevdiğim diğer özellikler arasında yer alıyor. Bu yılki etleri bir sonraki bayrama dek ilk günkü tazelikleri ile depolamaya kararlıyım: UED 210 A++ derin dondurucu sayesinde bu mümkün oluyor! Satın almak isteyenler için bir ipucu da vereyim: http://satis.ugur.com.tr adresinden sipariş verir ve satın alma işlemleri sırasında UGURGUMUS veya UGURMOR indirim kodunu kullanırsanız, ekstra %5 indirim elde ediyorsunuz. Kampanya hakkında detaylı bilgi için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.