2017/05/21

Troia Atı

Homeros'un İlyada Destanı'nda anlatılan Troia Savaşı'nın geçtiği Troia antik kenti Çanakkale'nin 25 km güneyindedir. Destanlarda Troia Savaşı'nın nedeninin Paris'in güzel Helena'yı kaçırması olarak anlatılsa da gerçek neden Troia'nın zenginliğidir. On yıl süren savaşın sonunda, bu zengin ve güçlü kenti fethedemeyen Akhalılar, bunu bir hile ile başarırlar. Akhalar, içine askerlerin saklandıkları bir tahta at yaparak kent kapısının önüne bırakırlar. Gemilerini ise Bozcaada'nın (Tenedos) arkasına çekerler.

Sabah sur kapılarının önünde tahta atı bulan Troialılar, gemileri de görmeyince kısa bir tereddütten sonra atı içeri alarak bu olayı kutlarlar. Herkesin eğlence sonrasında uykuya daldığı bir sırada tahta atın içinden çıkan askerler, dışarıda bekleyen savaşçı askerleri içeri alırlar ve böylece Troia kenti yakılıp yıkılır.
Destanda anlatılan bu olaylar insanları öylesine etkiler ki, binyıllardan günümüze kadar, başta sinema olmak üzere sanatın çeşitli dallarında bu olay yeniden işlenir. 2004 yılında Warner Bross sinema şirketinin yapımı olan Brad Pitt'in (Akhilleus) başrolü oynadığı ''TROY'' adlı filmde kullanılan bu model atın orijinali, 15 Eylül 2004 tarihinden beri Çanakkale'de sergilenmektedir.

DAS TROJANISCHE PFERD
Die antike Stadt Troja erlangte ihre Berühmtheit durch die Dichtung ''Ilias'' von Homer und dem dort beschriebenen sagenhaften Trojanischen Krieg. Troja befindet sich rund 25 kilometer südlich von Çanakkale.
Der Auslöser für den Trojanischen Krieg soll nach dem Epos die Entführung der schönen Helena durch Paris geweswn sein doch in Wirklichkeit war es der Reichtum Trojas.

Am ende des 10-jährigen Krieges eroberten die Achäer die Stadt Troja mit einer Kriegsentscheidenden List. Die Griechen zimmerten ein riesiges Holzpferd, in dessem Inneren sie ihre Soldaten versteckten, und zogen das Pferd vor die Stadtmauer. Ihre Schiffe ankerten sie hinter der Insel Tenedos (Bozcaada). Am nächsten Morgen entdeckten die Trojaner das hölzerne Pferd, jedoch aber nicht die Schiffe der Griechen. Trotz ihre Zweifel zogen sie das Pferd in die Burg und feirten ihren Sieg. Nach der Siegesfeier der Trojaner konnten die im Pferd versteckten Griechen in der Nacht umbemerkt das Stadttor öffnen und so die zurückgekehrte Armee in die Stadt lassen. So nahmen die Griechen die Stadt Troja nach jahrelangem Krieg schliesslich in dieser Nacht ein.

2017/05/19

19 Mayıs - Çanakkale Boğazı Su Perdesi

Milli Mücadele ve bağımsızlık meşalesinin ilk kıvılcımlarını yaktığımız tarihtir 19 Mayıs 1919...
Yüce Atamızın önderliği, Türk ulusunun azim ve kararlılığı sayesinde tüm zorlukların üstesinden gelinmiş, kadınıyla kızıyla, genciyle ve yaşlısıyla bir bütün olarak, tam bir Milli Mücadale halinde kazandığımız eşsiz bir zafere dönüşmüştür.

1881'de doğan ve 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıp karanlıklara gark olmuş vatanı aydınlatan SONSUZ GÜNEŞİMİZin ışıkları halen üzerimizde...

Milli Mücadelemizin başlangıç tarihi olan ve Büyük Önderimiz Atatürk tarafından ''özgürlük, bağımsızlık, egemenlik ve Cumhuriyetin yılmaz bekçileri'' olarak nitelenen Türk Gençliğine armağan edilen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Gazi Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını bir kez daha saygıyla, sevgiyle, rahmet ve minnetle anıyorum.

19 Mayıs
SAMSUN'DAN ANADOLU'YA BİR GÜNEŞ DOĞDU - Kıraç
Çanakkale Ticaret ve Sanayi Odası’nın (ÇTSO) Çanakkale Savaşları’nın 100. Yılı projesi 
olarak 2 milyon TL bütçeyle Çanakkale Boğazı'nda hayata geçirdiği Su Perdesi...

2017/05/12

Tatlı Yemeden Duramamak

Tatlı yemenin bağımlılık yaptığını biliriz bilmesine de, ne kadar aklımıza getirmemeye çalışsak tersi olur.
Bir de bakmışız yine duramamışız ve iş işten geçmiştir bile...

Sonra da tüm pişmanlığımızla kızar dururuz kendimize. Ertesi gün yarım saat daha fazla yürüyüş yapıp hatamızı telafi etme benzeri fikirler üretiriz. Oysa ne yaparsak yapalım aldığımız kaloriler eksiye düşmeyecektir.

Siz hiç tatlı sevip de manken fiziğine sahip birini gördünüz mü? Lamı cimi yoktur çünkü. Bu döngüden kurtaramazsanız kendinizi, tatlı yemeden duramaz hale gelmişseniz, biriken kalorilerin zamanla onlarca kiloya dönüşmesi kaçınılmazdır.

Çikolata yerken zevkten dört köşesinizdir. Çünkü beyniniz anında dopamine ve opiates adlı mutluluk verici hormonları salgılamaya başlamıştır. Bağımlılık yapan bu hormonlar daha fazla çikolata yemeniz için dürtüp durmaktadır sizi.

Fransa'da yapılmış bir araştırmada şekerin kokain kadar bağımlılık yaptığının ortaya çıktığını duymuş muydunuz?
Tatlı yemeden duramayanların beyinlerinde tıpkı kokain bağımlılarının beyinlerindekine benzer değişimlerin meydana geldiğini?
Bu bağımlılık, yemeğin üzerine tatlı yemezseniz beyninize ''Doydum!'' sinyali göndermeyen sevgili hormonlarınız sayesinde ortaya çıkmıştır elbette.
Ya da o gün çikolata yememişseniz gece uyuyamama noktasına getirmiştir sizi.
Tatlı yemeden duramayan, çoğu obeziteye yenik düşmüş insan yüzdesi büyük bir hızla artıyor. Başta kanser, kalp ve şeker hastalığı gibi pek çok ölümcül sorun da beraberinde geliyor. O halde şekerden ve tatlılardan uzunca bir süre, hatta sonsuza kadar uzak durup bu bağımlılıktan kurtulmaktan başka çare yok. Tıpkı bir kokainmanın kurtuluşu gibi...

2017/05/07

Gelincik Şerbeti ve Reçeli

Kırların özgür çiçeği deyince ilk akla gelen papatya ile gelinciktir. Özellikle de gelincik. İncecik dalı, kırmızı saten görünümlü narin yaprakları ve üç-beş günlük kısacık ömrüyle doğadaki en zarif, en hassas çiçek belki de...

Geleneksel Türk gelinliklerinin kırmızı renkte olması ve taç yapraklarının duvağa benzetilmesi nedeniyle ''gelincik'' ismi verilen bu çiçeğin barındırdığı pek çok özellik insan yaşamı ile bağdaştırılmış. Ufacık bir yelde bile savrulup hasar görmesi hassas kimselerin en ufak bir olaydan dahi anında etkilenip kırılganlık sergilemesine benzetilmiş.
Dalından koparıldığında beş dakikaya kalmadan solmaya başlaması, canlılığını yitirip yok oluş sürecine girmesi ise sevdiğinden ayrılanların tıpkı gelincik gibi sararıp solmasına...

Çok eski zamanlardan beri çeşit çeşit meyvelerden ve çiçeklerden yapılan şerbetler Osmanlı'da saray mutfağının vazgeçilmezi, padişahların, özellikle de Kanuni Sultan Süleyman'ın gözdesiymiş. Yapım süreci daha zor ve hasat dönemi oldukça kısa olduğu için gelincik şerbeti ender bulunurmuş. Rivayet olunur ki Kanuni çok sıcak bir yaz günü Yeniçeri birliklerini teftiş ederken susayıp şerbet istemiş. Hemen bir tas soğuk şerbet getirmişler. Kanuni şerbeti içtikten sonra tasın içini altınla doldurup geri göndermiş.

O günden sonra bu durum bir gelenek haline gelmiş. Kanuni sonrasında da teftiş zamanı Yeniçeri ocağından padişaha bir tas şerbet sunulması ve içinin altınla doldurulup iade edilmesine devam edilmiş. Hatta Duraklama Dönemi'nde hazinede altın olmadığından taslar iade edilmeyince Yeniçeriler ayaklanıp savaşı bırakmış. Bunun üzerine sarayın altın kap kacakları acilen eritilip sikke yapılarak boş şerbet taslarının içine doldurulmuş ve cepheye gönderilmiş. Öte yandan, halk da hem serinlemek hem şifa bulmak adına, yaz aylarında sokaklarda dolaşan şerbet satıcılarını dört gözle beklermiş.

2017/05/03

Bahar Muhabbetleri

Bu ara tadı tuzu yok insanların. Yalnızca bloglarda değil, Twitter'da da bariz bir durgunluk var. En aktif kullanıcılar bile adeta kabuğuna çekilmiş, tek tük tweet atıyor. Bunu ilk kez gözlemliyorum. Kendi durumum da farklı olmadığına göre sebebin ne olduğu aşikâr.

Görselle ne alâka diyeceksiniz. Geçenlerde rastladığım Can Yücel'in bu şiirini daha önceden hiç duymamıştım.
Kasım sonunda çektiğim fotoğraf Trabzon hurması ağacını bilmeyenler için. Yaprakların tamamı sararıp dökülmesine rağmen meyveler kış günü enteresan biçimde ağaçta kalıyor. Eğer toplanmazsa ya da kuşlar yemezse Aralık ayında bile bu şekilde dallarda duruyorlar.
Gördükleri Can Baba'yı da şaşırtmış olmalı ki ''Son Gürlük'' adlı şiiriyle duyguları dizelere akıvermiş:

''Trabzon hurması ağacına döndüm./Tüyüm tüsüm döküldü, yapraksız kaldım / Yine de meyvaya duruyorum bu cıbıl halimle / Tepeden tırnağa / Turuncu turuncu / Kütür kütür / Bu benim sonbaharım / Bu benim son gürlüğümdür.''

Bahar başlayıp da erikler nohut büyüklüğüne ulaştı mı etrafında mutlaka çocuklar olur, öyle değil mi? Evde kiloyla erik olsa da o minnak eriklerin tadı başka oluyor demek ki.

Bu çocukları yürüyüş esnasında, yolun üst kısmından gördüm. Çocukluk hatırası, bir fotoğraflarını alayım derken korkup kaçışmaya, saklanmaya başlamasınlar mı?
''Korkmayın çocuklar,'' diye bağırdım mecburen. Rahatlayıp ortaya çıkmaya başladılar. Bir tanesi ''Abla neden resmimizi çektin, polise mi vereceksin?'' demez mi?

Ne kadar şaşırdım anlatamam. Birkaç cümleyle o ağacın sahipsiz olduğunu, göz hakkı diye bir şey olduğunu, başka bir yerde sahibinden izin almadan bunu yapmamalarını falan söyledim. O an tam da içimden geçtiği şekilde ''Memlekette yeterince azılı hırsız var. Çalıp çırpmadık şey bırakmadılar. Sizin yaptığınız ne ki bu kadar korktunuz!'' diye bağıracak halim yoktu tabii yolun orta yerinde...

2017/05/02

Yeni Nesil Yatay Derin Dondurucu UED 210 A++

Üstten kapaklı derin dondurucuları kullanmanın çok pratik olduğunu biliyor muydunuz? Kendim de denedikten sonra, bunun doğru olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Derin dondurucu satın almadan önce, hangi marka olacağına çoktan karar vermiştim: Uğur Soğutma. Türkiye’nin ilk derin dondurucusunu üreten firmadan başka bir tercih zaten yapamazdım. Ancak model konusunda kararsızdım. UED 210 A++ isimli yeni modeli görünce, denemeye karar verdim. Rahatlıkla söyleyebilirim ki hiç pişman olmadım ve bir derin dondurucuda aradığım her şeyi bulabildim.
UED 210 A++ üstten kapaklı, yani yatay bir derin dondurucu. Kapağın üstte yer alması, müthiş bir kullanım kolaylığı sunuyor. Besinleri üst üste istifleyerek hem yerden kazanıyor, hem de depolama alanını maksimum verimlilikle kullanabiliyorsunuz. Sade, dayanıklı ve ergonomik bir tasarımı var. Hani “nesiller boyu kullanabilirsiniz” derler ya, derin dondurucuya bakar bakmaz aklınıza bu geliyor. Kapakta yer alan aydınlatma sayesinde, içini rahatlıkla görebiliyorsunuz. İçi demişken, tel sepet kullanarak daha düzgün bir şekilde istifleme yapmanız da mümkün oluyor.
Ancak UED 210 A++ modelinin asıl ilgi çekici yanları, iç hacmi ve yalıtım üstünlüğü. Derin dondurucunun iç hacmi tam 190 litre. Ne kadar kalabalık bir aile olursanız olun yeterli gelecek bir büyüklük bu. Birden fazla aileye rahatça yetecek miktarda besin ve gıdayı, -25 derecede mevsimler boyu saklayabiliyorsunuz. Yalıtımı ise kelimenin tam anlamıyla mükemmel, hatta o kadar iyi ki, elektrik kesilse bile içindeki gıdaları tam 48 saat boyunca koruyabiliyor. Ses seviyesi ise son derece düşük, sadece 38 dB. Bir fikriniz olması için söyleyeyim, buzdolaplarının ses seviyeleri 40 db’den başlıyor. Yani çalışırken hemen hemen hiç ses çıkartmıyor. 

A++ enerji sınıfına ait olması da, bir başka avantajı. Hiç kapatmadan kullansanız dahi, elektrik faturanız gereksiz yere kabarmıyor. UED 210 A++ yatay derin dondurucu modelini satın almak için evinizden çıkmanıza bile gerek yok; https://satis.ugur.com.tr/item/ued-210-a/100005 adresinden 12 taksitle sipariş verebiliyorsunuz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.