2017/11/22

Ernest Hemingway - Flash Kurgu - Mikro Öykü

Ernest Hemingway 1920'lerde, Luchow'da bir grup yazar arkadaşıyla sohbet eşliğinde öğle yemeği yerken yalnızca altı sözcükten oluşan çok kısa bir öykü yazıp insanları hüzünlendirebileceğini iddia eder.

Yazar arkadaşları bunun asla mümkün olamayacağını söyler ve ona inanmazlar. Hemingway bunun üzerine bir bahis başlatır. Arkadaşlarına masanın ortasına 10 dolar koymalarını, eğer yanılıyorsa aynı miktarı kendisinin ödeyeceğini söyler. Şayet haklı çıkarsa, paranın hepsi onun olacaktır.

Hemingway, bir peçetenin üzerine kısa bir süre içinde altı sözcük yazar ve arkadaşlarına uzatır. İddiayı kazanmıştır. Giriş, gelişme ve sonuç içeren öyküsünde kullandığı altı sözcük aynen şöyledir:
''For sale: Baby shoes, never worn.''
''SATILIK: BEBEK AYAKKABILARI. HİÇ GİYİLMEMİŞ.''

Ernest Hemingway'in altı kelimelik bu ünlü öyküsünden yola çıkan Smith Magazine, Kasım 2006'da ''The Six-Word Memoir Project'' adlı bir projeye imza atar. Okurlarına ''Can you tell your life story in six words?'' sorusunu yöneltip yalnızca 6 kelime kullanarak yaşam öykülerini yazmalarını ister. Bu soruya gelen binlerce yanıt projenin temelini oluşturacaktır. Alınan yanıtlar kitap olarak basılır.

Ve böylece The Six-Word Memoir Project, ''bestseller'' olan bu kitap sayesinde dünyaca tanınmış bir proje haline gelir. Proje kapsamında, halen web sayfalarında her gün, yaşam öyküsünü (ilham verici, dokunaklı ya da komik) paylaşan binlerce insan en beğenilenler listesinde yerini almakta ya da dereceye girmektedir.

Okuduğunuz bu yazı, sosyal medyada rastladığım ve ne yalan söyleyeyim ilk görüşte biraz yadırgadığım #mikroöykü tag'i sayesinde oluştu. Olayın aslı İngilizcesi ''flash fiction'' olan yeni bir akımdan kaynaklı. Mikro kurgu, mikro öykü, nano öykü gibi isimler de veriliyor ve bir yetenek olduğu söyleniyor. Bir roman yazarının yazacağı yüzlerce sayfayı, birkaç sayfaya yoğunlaştırıp çoğu dillendirmek. Sıkıştırılmış edebiyat. Az okumak, hayal gücünü çokça çalıştırmak isteyenler için belki... Edindiğim bilgilerin ucunun Ernest Hemingway ve altı kelimelik dokunaklı öyküsüne çıkması ise ayrıca şaşırtıcıydı.


Görseller: Pinterest

2017/11/21

Çift Fonksiyonlu Derin Dondurucu


İlk önce çift fonksiyonlu derin dondurucunun ne demek olduğu ile başlayalım, zira ilk duyduğumda ne anlama geldiğini ben de anlayamamıştım. Klasik derin dondurucular sadece ''derin dondurma'' yapıyor, yani içlerindeki tüm gıda ve besinleri
-16 / -24 arasındaki bir sıcaklıkta depoluyor. Bunun avantajı, bu sıcaklıkta hemen tüm besinlerin kullanım ömürlerinin son derece uzun olması. Yani yazın dondurduğunuz bir gıdayı, kışın ilk günkü tazeliği ile tüketebiliyorsunuz. Ancak, derin dondurma uzun süreli bir çözüm ve kısa sürede tüketmeniz gereken gıdalar için yeterince pratik değil. Aynı şekilde, su oranı yüksek besinler (karpuz, üzüm, vs.) derin dondurma işlemi için pek uygun değil, zira içlerindeki su kristalleşiyor ve gıdanın lezzeti bundan etkileniyor. Bu türden gıdalar için derin dondurucu değil, ''soğutucu'' kullanmak gerekiyor.


İşte çift fonksiyonlu derin dondurucu modelleri, tam olarak bu işe yarıyor. İstediğiniz zaman soğutma, istediğiniz zaman da derin dondurma yapıyorlar. Bu yüzden, kelimenin tam anlamıyla her besin türü ve her depolama amacı için uygunlar. Ancak piyasada kaliteli bir çift fonksiyonlu derin dondurucu modeli bulmak oldukça zor. İşte bu nedenle uzun araştırmalardan sonra Uğur Soğutma’ya ait UED 7246 DTK modelinde karar kıldım. Uğur Soğutma’nın bu sektörde 60 yılı aşkın bir deneyimi var ve gerçeği söylemek gerekirse, kayda değer bir rakibi de bulunmuyor. Nitekim UED 7246 DTK’yı birkaç aydan bu yana kullanıyorum ve son derece memnun kaldığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

Her şeyden önce, bu bir dikey derin dondurucu model. Yani görünüm ve kullanım olarak klasik buzdolaplarına benziyor. 261 litre brüt iç hacmi var ve en kalabalık aileler için bile fazlasıyla yeterli. Derin dondurma, soğutma ve sıfır derecede saklama özellikleri bulunuyor. Besinlerinizi kullanılan moda göre +3 / -24 sıcaklık aralığında depolayabiliyorsunuz. No frost özelliğine sahip olan çift fonksiyonlu derin dondurucu, aynı zamanda A+ enerji sınıfına ait, yani çok az elektrik harcıyor. Ön kapağı üzerinde bir LED ekran var ve tüm ayarları (kapağını açmaya gerek kalmadan) bu ekranı kullanarak yapabiliyorsunuz. Ben Uğur Soğutma’nın çevrimiçi mağazasını kullanarak satın aldım (https://satis.ugur.com.tr/) ancak Türkiye çapındaki bayilerden de alabilirsiniz. Bir derin dondurucu almaya niyetliyseniz, çift fonksiyonlu bu modele muhakkak bir göz atmanızı öneriyorum, kesinlikle pişman olmazsınız.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

2017/11/12

Sonbahardan, Denizden, Sokaklardan

Takvimlere göre sonbaharın bitmesine çok az kaldı. Çoğu kişiyi ''Kapıda bekleyen kış geçen yıl olduğu gibi sert geçecek. Gece gündüz hiç durmadan yağan kar yine günler boyu devam edecek,'' benzeri korkular sarmış. Onca derdin içinde bir de bunun için stres yapalım yani?

''Keşke dört mevsim yerine yalnızca baharlar olsaydı. Kavurucu yaz ve dondurucu kışa ne gerek vardı,'' diyenler de yok değil.
Bu tarz konuşup da hayallere kapılmak ya da gerilmek yorar insanı. Doğadan gelenleri durdurmak imkânsız! Yapacak bir şey olmayınca, akışa bırakmalı. An'ı yaşamalı...

Tam da bu ara pastırma yazı kıvamında, bol güneşli günler yaşıyorken sonbaharın tadını çıkarıp doğanın iyileştirici gücünden yararlanmalı. Ruhunu yıkamalı insan, gevşemeli olabildiğince. Yeni bir şeyler keşfedip farkındalığı artırmalı. En çok da tebessüm etmeli. Hazır günlerden de pazar iken kayıt altına alınanları buraya sabitleyip, yıllık rutine devam edilmeli.

2017/11/08

Lansmana Özel Fiyatlarla Sudan Ucuz!

''Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?'' diye bir atasözü var. Atasözüdür herhalde. Anneannem ben küçücük bir çocukken kullanırdı bu sözü. Yeri geldiğinde ben de kullanırım. Az önce aklıma geldi, nette bir aratayım dedim. Sözü buldum bulmasına da benim bildiğim anlamıyla alâkası yok! Oysa bu sözle koskoca bir kitap yazılabilir.

Şimdi... Dünyanın oluşumundan sonra, ilk insandan itibaren kimsenin malı mülkü yoktu. Yerkürede mevcut tüm topraklar sahipsizdi. Buraya kadar hemfikir miyiz? Sonra neler oldu, nasıl bir süreçten geçildi? Ne tür bir sistem kuruldu da bu araziler insanlara özel mülk olarak paylaştırıldı, tapular düzenlendi? Topraklar paylaşılırken kıstaslar neydi? Birileri mal sahibi olurken tembel kesim ''Amaan, boşver!'' dedi ve umursamadı mı? Adil bir paylaşım yapılması mümkün müydü?

Eşitlik ilkesi akıllarının ucundan geçti mi?
Belki bazıları bile isteye saf dışı bırakıldı, hatta ölümle tehdit edilip toprak sahibi olmaları engellendi. Gerçekten ilkel koşullarda mı paylaşım yapılıyordu? Dünya başka türlü nasıl parsellenebilirdi? Bu uğurda cinayetler mi işlendi? Zengin ve yoksul ayrımı ilk böyle mi başladı? Güçlü güçsüz karşısında her zamanki gibi baskın mı çıktı? Şu an karun kadar zengin olanların dedesi, onun da dedesi, büyük, en büyük dedesi, daha daha dedesi çok mu zekiydi ya da kurnaz?
Aynı şekilde yeryüzündeki fakirlerin yüzyıllar öncesindeki kökenlerine inildiğinde onların ataları çok mu aptaldı ya da salak yahut vurdumduymaz? Yalan mı ama? Üstelik benzer biçimde yüzlerce soru daha üretebilir insan...
Bizim atalarımız hangi kategorideydi?

2017/11/07

Sonbahar Kedileri

Deniz kenarında kendiliğinden büyümüş bir incir ağacı ve o ağacı mesken tutmuş anne kedi ile sevimli yavruları dünyayı bir süreliğine unutup kafa boşaltmak için ne harika bir nedenmiş.

''Yavrusunu yiyen kedi'' binde bir çıkan kötü ve itici bir örnek. Ona bakarsanız insanların arasından da çıkıyor doğurduğu çocuğu sokağa atan, hatta canına kıyan. Benim bildiğim; anne kedi tetiktedir sürekli. Yavrularına kol kanat gerer. Onlara biri yaklaştığında annelik içgüdüsü anında harekete geçer ve atak yapar. Yandaki tabloya göre böyle bir şey söz konusu bile değil.
Verdikleri şu inanılmaz poza bakar mısınız?

Bebek kediler beş kardeşti sanırım. Sergiledikleri davranışların insansı özellikler taşıması ne kadar şaşırtıcı. Anne kedideki anaç davranışlar ya da kardeşlerin birliktelik duygusu değil bu bahsettiğim. En alt sağdaki ufaklığa bir bakın misal. Yüzündeki o mahzun güzellik hareketlerine de yansımış. İçlerinde en minik ve en sessiz olanı. ''İçine kapanık'' en doğru tabir.

Velhasıl, ''Beş parmağın beşi bir değil'' yahut ''Kardeş kardeşe benzemez'' deyimleri kedilerin dünyasında da can buluyor.